|
Ata sözLeri
Ana Sayfa
Abanın kadri yağmurda bilinir.
Her şeyin bir değeri vardır. Bir şeyin gerçek değeri (kadri) ise,
ona gerçekten ihtiyaç duyulduğu zaman ortaya çıkar.
Abdala “kar yağıyor” demişler, “titremeye hazırım” demiş.
Yoksulluk ve sıkıntı içinde yaşayıp eziyet çekmekte olan kimseler,
karşılaşacakları zor şartlardan endişe duymazlar. Çünkü onlar bu
şekilde yaşamaya alışıktırlar.
Abdal ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum
sanır.
Kimi görgüsüz ve
eğitimsiz kimseler bir rastlantı sonucu lâyık olmadıkları önemli
bir işin başına geçseler ya da bir mevki elde etseler, aptalca
davranmaya, o yerin adamı gibi görünmeye ve böbürlenmeye başlarlar.
Dahası, bunun kendi hakları olduğunu da ileri sürerler.
Abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz.
Kimi insanlar yaptıkları işten zevk duyarlar ve onu bırakmak
istemezler; bu işi sürekli olarak, tekrar tekrar yapmaktan da hiç
bıkkınlık duymazlar.
Abdalın dostluğu köy görünceye kadar.
Çıkarı için yakınlık gösterip dostluk kuran kimse, beklediği yararı
elde ettikten, işini yürütecek başka yollar bulduktan sonra sizinle
olan ilişkisini keser.
Abdal (derviş) tekkede, hacı Mekke`de bulunur.
Hemen herkesin ilgi duyduğu bir alanı, kendine özgü bir işi vardır.
İlgi duyduğu alan ya da iş neredeyse kişi de orada bulunur.
Acele bir ağaçtır, meyvesi pişmanlık.
Telâşla, sabırsızca ve ivedilikle yapılan işler genellikle kötü
sonuçlar doğurur; kişiyi pişmanlığın içine iter.
Acele ile menzil alınmaz.
Telâşlanıp ivmekle, sabırsız davranmakla daha çabuk sonuç
alacağımız, başarı kazanacağımız sanılmamalıdır. Bilinmelidir ki her
işin bir süresi vardır.
Acele işe şeytan karışır.
Düşünüp taşınmadan, çabuk davranılarak yapılan işten iyi sonuç
beklenmemelidir; o iş ya yanlış ya da bozuk olur.
Acemi katır kapı önünde yük indirir.
Bir işin yabancısı olan, bir işe alışmamış, beceriksiz ya da
anlayışsız kişi, kendisinden beklenen işi eksik yapar ve istenildiği
gibi yerine getiremez; daha başlangıç anında veya en önemli yerinde
işi bırakıverir.
Acıkan doymam (sanır), susayan kanmam sanır.
Uzun süre bir şeyin yokluğunu çekip ona ihtiyaç duyan kimse, o
şeyden ne kadar çok elde ederse etsin tatmin olmaz; kendisine
yetmeyeceği duygusu içinde bulunur.
Acıkmış kudurmuştan beterdir.
Bir şeyden uzun süre yoksun kalan kimse, onu gördüğü anda ele
geçirmek ister; kendinden geçercesine ona saldırır, sanki kudurmuş
gibidir, gözü hiçbir şeyi görmez, tek düşündüğü uzun süre yokluğunu
çektiği o nesnedir.
Acındırırsan arsız olur, acıktırırsan hırsız olur.
Bir kimsenin acınmasına yol açar, başkalarını ona merhamete
getirirseniz, o kimse yerli yersiz yardım dilemeye başlar ve
gittikçe arsızlaşır; bunun yanında kimilerinin hakkını kısar,
emeklerinin karşılığını vermez ve onları aç-yoksul bırakırsanız,
onlar da hırsızlık yapmaya başlarlar.
Acı patlıcanı kırağı çalmaz.
Kötü durumda olan bir kimseyi, ortaya çıkacak yeni kötü durumlar
etkilemez; pek çok zorluğa katlanabilir; çünkü o, böylesi kötü
durumlara alışmıştır. Ayrıca, işe yaramayacak hâle gelmiş kimseler
de, tutar bir yanları olmadığı için felâketlerden çekinmezler.
Acı (kötü) söz insanı (adamı) dininden (çıkarır), tatlı söz (dil)
yılanı deliğinden (ininden) çıkarır.
Onur kırıcı, sert, kötü sözler insanı öfkelendirir; sabrını taşırır,
çileden çıkarır, hoş olmayan davranışlara sürükler. Bunun aksine
yumuşak, tatlı, hoş sözler de öfkeli, geçimsiz, saldırgan insanları
yatıştırabilir; zarar vermelerinin önüne geçip onları doğru yola
sokabilir.
Aç aman bilmez, çocuk zaman bilmez.
Aç, yemek yeme ihtiyacı olan, yemesi gereken kimsedir. Bu insanın
düşüncesi de karnını doyurmaktır. Onun bu isteği kimi özürlerle
giderilip geçiştirilemez, böyle yapılmak istenirse kimi anlamsız ve
aşırı davranışlara kaymasına neden olunur. Çocuklar da bir şey
istediler mi hemen onun yerine getirilmesini isterler, beklemek
nedir bilmezler.
Aç (arık) at yol almaz, aç (arık) it av almaz.
İş gördürülen kimselerden verim umuluyorsa onlar aç, yoksul ve
zaruret içinde bırakılmamalı, her yönden tatmin edilmelidirler.
Aç ayı oynamaz.
Kendisinden iş beklenilen kimseden emeğinin karşılığı
esirgenmemelidir; insan ya da hayvan olsun, çalışan mutlaka
doyurulmalıdır.
Aç bırakma hırsız edersin, çok söyleme arsız (yüzsüz) edersin.
Yönetiminde bulunan, gözetiminde olan kimseleri maddî ve manevî
yönden tatmin etmelisin. İnsanları bu yönlerden sıkıntıya düşürür,
emeklerinin karşılığını vermez, kötü muameleye maruz bırakırsan
yanlış yola saparlar; söz dinlemez olurlar, arsızlaşırlar.
Aç doymam, tok acıkmam sanır.
Uzun süre yokluk içinde olan aç insan elde ettiğinden çoğunu ister,
tatmin olmaz, yetmeyeceği duygusunu taşır. Tok, yani varlıklı insan
ise var olanla yetinir gibidir, elindekilerin bir gün gelip
tükeneceğini düşünmez, yeni kazanç yollarına başvurmaz, dahası
elindekileri bilinçsizce harcamaya devam eder.
Aç elini kora sokar.
Aç ve yoksul insan, zorunlu ihtiyaçlarını gidermek için canı
pahasına bile olsa her türlü tehlikeye atılmaktan çekinmez.
Aç gözünü, açarlar gözünü.
Uğraşılarında, giriştiğin işlerinde uyanık bulunup dikkatli olman
gerekir; yoksa umulmadık, beklenmedik bir anda büyük zararlarla
karşı karşıya kalabilirsin. Bu belâdan sonra aklın başına gelir ama
iş işten geçmiş olur.
Açık ağız aç kalmaz.
Çalışan, didinen, ne istediğini bilen, bıkmadan usanmadan bunu dile
getiren kişi geçim yolunu bulur; muhtaç duruma düşmez, aç kalmaz.
Açık yaraya tuz ekilmez.
Acısı ve derdi taze olan bir kimsenin üzüntüsünü artıracak söz ve
davranışlardan kaçınmak gereklidir.
Açık yerde tepecik kendini dağ sanır.
Kıymetli, yetenekli kimselerin bulunmadığı veya az bulunduğu bir
yerde, kendinde az da olsa bir şey bulunan kimse böbürlenmeye,
büyüklük taslamaya başlar.
Açılan solar, ağlayan güler.
Hayatta hemen her şey bir değişimin içindedir, olduğu gibi kalmayıp
tersine dönebilir, güzel çirkinleşebilir; mutsuz mutlu, yoksul da
zengin olabilir.Msn
Öğretmen
öss
kpss
Gazeteler
Sohbet
hazır mesajlar
ders izle
Belirli Gün ve Haftalar
Çanakkale savaşı
şiir
Açın gözü ekmek teknesindedir (olur).
İnsanın tek amacı, öncelikle kendisi için gerekli, yaşaması için
zorunlu olan, yokluğunu çektiği şeyi elde etmektir.
Açın karnı doyar, gözü doymaz.
1. Bir şeyin uzun süren yokluğu açlık ve doyumsuzluk duygusuna iter
insanı; bu insan hiç doymamış, aç kalacakmış gibi davranır; gözü
nesnelerde kalır, o nesneleri kaybedecek sanısına kapılır. 2.
İhtiraslı kişi elindekiyle yetinmez, daha fazlasını ister.
Aç kurt bile komşusunu dalamaz.
Komşu hakkı çok yücedir. Komşuya hangi şartlarda olursa olsun, aç ya
da zengin iyi davranılmalıdır. Çünkü toplumun dirlik ve düzenliği
bir yönüyle buna bağlıdır.
Açma sırrını dostuna, o da söyler dostuna.
Sır özeldir ve gizli tutulmalıdır. Onun gerçekten duyulup yayılması
istenmiyorsa, dosta bile açılmamalıdır. Açılırsa o da ağzından
kaçırabilir ya da yakınına anlatabilir, bunu başkaları duyabilir,
saklamaya çalıştığın şey sır olmaktan çıkar, yayılır.
Aç ne yemez, tok ne demez.
Yoksul kişi ihtiyaç duyduğu şeyin en kötüsüne bile razı olur;
iyisini, kötüsünü arayacak durumda değildir. Oysa varlıklı kişi için
durum farklıdır, o her zaman daha iyisini ister, en güzel şeylerde
bile bir kusur bulur, mırın kırın eder.
Aç tavuk (düşünde) kendini buğday (arpa, darı) ambarında sanır
(görür).
Yoksulluk çeken, varlık yüzü görmeyen kişi sürekli ihtiyaç duyduğu
şeylerin hasretini çeker; kendisini onları elde etme hayaline
kaptırır, olmayacak düşler kurar.
Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.
Hoşuna gitmeyecek sözler söylenmesine, hakkında kötü şeylerin ortaya
çıkmasına yol açmak istemiyorsan karşındakini kızdırma.
Aç tokun yüzüne bakmakla doymaz.
İnsan ihtiyaç duyduğu, sürekli yokluğunu çektiği şeyleri varlıklı
kimselerde görmekle onlara sahip olmuş sayılmaz. Tatmin olabilmek
için onları gerçekten elde etmelidir.
Adalet ile zulüm bir yerde barınmaz.
Bu iki şey tamamen bir birinin karşıtıdır. Hak, hukuk ve doğruluğun
bulunduğu yerde zulüm olamaz, zalimler bulunamaz. Zulmün bulunduğu
yerde ise hak yeme, sömürü, eğrilik, azgınlık vardır ve orada da ne
adalet ne de âdil vardır.
Adam adama her daim muhtaç (gerek olur).
Tek başına yaşamak oldukça zor olduğundan insanlar bir arada
yaşarlar, dayanışmaya gerek duyarlar. İhtiyaçlar bu sayede
karşılıklı olarak giderilir. Bu bakımdan hiçbir insanı küçümseyip
yararsız saymamalı; olur ki bir gün, hiçlenen o insanın yardımına
gerek duyulabilir.
Adam adama yük değil, can gövdeye mülk değil (Adam adama yük olmaz).
Birileri gelip konuğumuz olabilir, evimizde kalabilir. Bu konuk
tıpkı can gibidir; can nasıl gövdeye geldiği gibi gidiyorsa, konuk
da günün birinde geldiği gibi gidecektir. Bu sebeple yanımıza gelen
arkadaş, dost, yakın ve konuklarımızdan yaka silkmemeliyiz.
Adam adamdan korkmaz, utanır (hatır sayar).
Bir kimse kendisine yapılan kabalık, kötülük karşısında sert tepki
göstermiyor, benzer bir şekilde karşılık vermiyorsa, bu korktuğundan
değildir; hatır saydığındandır, utandığındandır, duygularına egemen
olduğundandır.
Adam adam denmekle adam olmaz.
Değerleri olmadığı hâlde değer verip saygı duyarak, bazı unvanlar
vererek, överek, pohpohlayarak bir kimseyi iyi yetişmiş, değerli bir
kimse yapamayız. Gerçek şahsiyet, olgunluk, insana yakışacak durum,
tutum ve davranış insanın kendinde bulunmalıdır.
Adam adamdır, olmasa da pulu; eşek eşektir, olmasa da çulu.
Bir kimsenin toplumdaki seçkin yeri ve önemi zengin ya da yoksul
hâliyle ölçülemez. Kimi insanlar son derece yoksuldurlar ama
kendilerinde bir adamlık vardır. Kimileri de zengindir ama
insanlıktan nasiplerini almamışlardır. Dolayısıyla yoksul olmak
insanın değerini düşürmez, zengin olmak da değerini artırmaz.
Adam adamı bir kere (defa) aldatır.
Bir kimse, huyunu suyunu bilmediği bir kişiye bir kez aldanır; bir
daha aldanmaz. Çünkü bir kez aldanmış ve ders almıştır. Artık
kendini ona göre ayarlar, karşı tarafın düzenbaz olduğunu bildiği
için tedbir alır, düzenbaz ne derse desin inanmaz ve tuzağına
düşmez.
Adama dayanma ölür, duvara (ağaca) dayanma yıkılır (kurur).
İnsanlar hayatları boyunca birbirlerine destek verirler, yardımcı
olurlar. Ne ki her destek ve yardım sürekli olmaz. O hâlde insan,
yapacağı işlerde başkalarının yardımına ve desteğine değil,
öncelikle kendi gücüne, bilgi ve becerisine dayanmalı ve
güvenmelidir.
Adam ahbabından bellidir (Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu
diyeyim).
İnsan daha çok anlaştığı, huyunu suyunu bildiği, sevdiği, yanında
bulunmaktan hoşlandığı kimselerle arkadaşlık kurar; dostluk eder.
Dolayısıyla bir kimsenin iyi ya da kötü olduğu, arkadaşlık kurduğu
kimsenin kişiliğine bakılarak anlaşılabilir.
Adamak kolay, ödemek güçtür.
Bir işi yerine getireceğim demek, davranışıyla ya da tutumuyla o işi
yapacağım duygusu uyandırmak, umut vermek kolaydır. Ne var ki yerine
getirmek ve yapmak güçtür. Çünkü bu, bir çabaya, bir maddeye ya da
bir paraya dayanır; bunlar da zor sarf edilir şeylerdir.
Adamın (insanın) adı çıkacağına (çıkmaktansa) canı çıksın (çıkması
yeğdir).
Toplumun bir insan hakkında verdiği yargı kolay kolay değişmez. Eğer
bir adamın adı kötüye çıkmış, bu yanıyla şöhret bulup tanınmışsa, bu
durum onun için katlanılmazdır. Nereye gitse kötü yanı yüzüne
vurulacak, itilip kakılacak, aşağılanıp toplum dışına itilecektir.
Böyle bir hayatı yaşamak, o insan için yaşarken ölmek demektir.
Telif Hakkı
Saklıdır 2oo6-2oo7 © Design
SanaLyurt.Com ----------------------

|